Muhabir24 Haber – Haberler – Son Dakika Haberleri

Haber ve son dakika haberleri, güncel haberler, magazin, spor ve ekonomideki gelişmeler, yerel ve dünya haberleri Muhabir24.com da'da.

Sınıfta pozitif öğrenci çıkarsa ne olacak? Bilim Kurulu üyesi Prof. Yavuz yanıtladı

Bugün yüz yüze eğitime geçişin kapsamı genişletildi. Türkiye genelinde milyonlarca öğrenci, yeni önlemler kapsamında yeniden mektep sıralarıyla buluşuyor. Peki sınıfta pozitif öğrenci çıkarsa ne olacak, ne gibi önlemler alınacak? Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serap Yıldırım Yavuz yanıtladı.

Abone ol

Bu sabahleyin itibarıyla korona virüs sürecinde kayda değer bir adım atıldı. Okullarda ilkokul 2, 3, 4 ile 8, lise hazırlık ve 12’nci derslik öğrencilerinin yanı sıra özel eğitime ihtiyacı olan öğrenciler yüz yüze eğitime başladı. Türkiye genelinde milyonlarca öğrenci, yeni önlemler kapsamında her yerde okul sıralarıyla buluşuyor. Sağlık Durumu Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, ailelerin en fazla merak ettiği soruların yanıtlarını açıkladı. Prof. Dr. Yavuz, toplum bağışıklığı gibi bir durumun ise hemen şimdi laf konusu olmadığını vurguladı, asemptomatik de olsa artı olan her vakanın şüphesiz bulaştırma riski olduğunu ve izole edilmesi gerektiğinin altını çizdi. İşte yüz yüzü eğitimin başladığı okullarda korona virüs sürecine dair kayda değer teferruatlar…

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serap Yıldırım Yavuz, salgın yönetimiyle ilgili aktüel duruma dair kayda değer bilgiler verdi. Prof. Dr. Yavuz, Kovid-19 bulaşan kişilerin defalarca bulgu göstermeyebileceğine göze çarpan ederek son günlerde sosyal medyada da epeyce kavga konusu olan ‘asemptomatikler hastalığı bulaştırmıyor mu’ sorusunun yanıtını net olarak verdi.

Prof. Dr. Yavuz, “Asemptomatik dediğimiz kişiler, virüsü taşıyıp herhangi bir bulgu göstermeyen vakalardır. ya da test alındığı an için bir bulgu göstermezler ama sonra semptomları ortaya çıkabilir. Bunları da ‘presemptomatik’ olarak adlandırıyoruz. Hiçbir şekilde semptom göstermeyenler yani asemptomatikler, virüsü bulaştırma riski şüphesiz taşırlar. böylece de bu vakaların izole edilmesi salgınla mücadele açısından çok önemlidir” dedi. Türkiye’de salgının başından bu yandan bu yöntemin izlendiğine göze çarpan eden Prof. Dr. Yavuz, “En başından beri bütün dünyada da bu şekilde yapılıyor. Bu kişiler aynen semptomatik vakalar gibi izole ediliyorlar. İzolasyon süreleri de tanımlanmıştır, bazı dönemlerde bu süreler güncellendi, değişti yeni bilgiler çıktıkça fakat bu kişiler bu vakit baştan başa mutlaka izolasyonda kalmalıdır. Virüsü daha mı eksik taşıyor, daha mı çok taşıyor; bu alanda natürel oysa çalışmalar yapılıyor. Lakin belirlenmiş olan şey, bu kişilerin de bulaştırıcı olduğudur” diye konuştu.

“Asempomatik olanların belirlenebilmesi sıhhat sisteminin gücünü gösterir”

Asemptomatik vakaların belirlenebilmesinin afiyet sisteminin gücünü gösterdiğini de vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, “Çünkü semptomu olanlar zaten hastaneye geldiği için onları aramanıza gerek değil. Onlar zaten bir sağlık bakımına ulaşıyorlar. Testleri, tedavileri yapılıyor. Lakin asemptomatikleri yetişmek için ne yapmanız lazım? Ya semptomatik vakanızla temaslı olanları araştırıp bulup, onlara da test yapmanız lazım ya da yüksek riskli gruplarda taramalar yapmanız lüzumlu. Sonuçta Türkiye semptomatik olanların temaslılarını bulup bunlarda bulgu varsa veya yüksek riskli ise misal alarak aktif olarak bunları belirledi. Bu bir sağlık sisteminin gücüdür gerçekte. Dolayısıyla asemptomatik olgu sayınızın saptanabilmesi enfeksiyon kontrolü anlamında, toplumda bu hastalığın teftiş altına alınabilmesi açısından bir şey. hemen Dünya Sıhhat Örgütü’ne de (DSÖ) asemptomatikleri tarayıp yakalayan ülkeler daha fazla olgu sayısı bildiriyor” dedi.

“Ülkeler arası kıyas yerine getirmek realist değil” 

Ülkeler arasında kıyas yaparken de bu standartlara kadar yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siz ülke olarak hiç bakmazsınız, eksik vakanız olur. Ama etkin bir filyasyon yaparsınız, etkin bir tehlike gruplarına tarama çalışması yaparsanız vakaları bulursunuz. derhal böyle bir karşılaştırma yapacak standardizasyon da yok gerçekte dünyada. Çünkü kimi ülkeler, mesela İngiltere, yalnızca ağır hastalar gelsin hastaneye diyor. O süre da sadece ağır hastaları tarıyor ve oradaki sayı öne çıkıyor. DSÖ standartlarına göre normalde 2-3 semptomu olanlara test yapılıyor. Ama Türkiye’de DSÖ’den farklı olarak iki semptomu olana bile tarama yapılıyor. Dolayısıyla daha çok insandan misal alırsanız daha fazla olgu var, diyebilirsiniz. Kendimizi ama daha önceki halimizle karşılaştırabiliriz. Yani ülkeler aralarında kıyas gerçekleştirmek, bu anlamda hemen çok da muhtemel ve sağlıklı değil. Daha fazla tarama yapan daha fazla vaka buluyor tabii oysa. Vakanın semptomatik ya da asemptomatik olması izolasyon önlemlerimiz açısından hiçbir şeyi değiştirmiyor. Bu salgınla mücadele ederken semptomatikler de asemptomatikler de presemptomatikler de tümü benzer şekilde izole ediliyor.”

Sınıfın risk durumunu maske kullanımı belirliyor 

Okulların açılmasıyla ilgili kafalardaki soru işaretlerine de değinen Prof. Dr. Serap Şimşek yavuz, risk derecelendirmesinden bahsederek şu bilgileri verdi:

“Okullar açılıyor, orada nasıl bir girişim olacak? Bunları us ve bilim çerçevesinde ele almamız gerekiyor. Çünkü bu testler de sınırsız yok. Dünyanın hiçbir yerinde değil. O nedenle deneme stratejisini de ona kadar meydana getirmek gerekiyor. Burada temaslı risk kategorisi tartı kazanıyor. Temaslı dediğimizde, mesela sağlık çalışanlarında da, filyasyon çalışmalarında da böyle değerlendiririz; temas riski en yüksek temaslıları önce değerlendirmeye alırız. Bu da nedir? Örneğin hemen ben fazla olsam, maske kullanarak ve mesafeli bir şekilde yine maskeli birilerinin yanında bulunmuşsam orta tehlikeli bir bağlantı laf konusudur. Yüksek riskli temas değildir bu. Fakat ben maskesiz bir şekilde biriyle 15 dakikadan uzun vakit bir arada bulunmuşsam, taşıyıcı ya da hasta çıkarsam, karşımdaki kişi açısından tehlike artmış oluyor. Karşımdaki kişi de maskesizse risk en yüksek seviyeye çıkmış oluyor. böylece bu temaslı riski de kategorize edilir. Yüksek risk, orta tehlike, düşük tehlikeli diye. Bu, okullarda da böyledir. Yani eğer cümbür cemaat maskesini uygun olarak takmış ve mesafesi yeterliyse, sınıfta da bir vaka çıktı diyelim, orta ya da hafif riskten laf ederiz. Taramalar da ona kadar yapılır. Fakat sınıfta aniden fazla vaka çıktıysa o süre riskin yükselmiş olduğu anlaşılabilir, eğitime ara verilir ve baştan bütün derslik ona tarafından değerlendirilir. Birey belki maskeliyim diyor fakat gerçekte maske kullanmıyor olabilir.”

“Toplum bağışıklığından az önce çok uzağız” 

Koronavirüs ile ilgili olarak henüz toplum bağışıklığından bahsedilemeyeceğine de değinen Prof. Dr. Yavuz, şunları vurguladı:

“şimdi bu hastalıkla ilgili bilgiler yeni yeni oturuyor. Yani belirlenmiş şeyler söylemek fazla şiddet. Şöyle olursa toplum bağışıklığı olur çağırmak çok da mümkün değil. keza anında bir ilaç bulalım, bu işin çözümü bulunsun, derhal aşı çıksın; pek bir şey de yok. Sahiden bunu kimse beklemesin. Lakin elimizde ne var? Korunma önlemlerimiz var. Toplum bağışlıklığı olabilmesi için bir defa bağışıklık olması gerekli. Kesin, koruyucu bir bağışıklık hemen şimdi değil bu hastalıkta. Incelemeler daima yeni yeni çıkıyor. Örneğin bu koronavirüsler içerisinde nezle yapan koronavirüs’ün bir yıl daha sonra her tarafta hasta edebildiğini biliyoruz bu çalışmalara göre. O zaman nasıl bir bağışıklıktan söz edeceğiz? Yani tekrar hastalanma (reenfeksiyon) riski de olabilir. Zaten biz hastalarımıza hadi geçirdin cilalı sen artık kurtuldun gibi bir şey katiyen demiyoruz, diyemeyiz. Şu asıl dek elde edilen verilere göre hastalığı bilhassa ağır geçirenlerde manâlı bir başlık bıraktığını gösteriyor, hafif geçirenlerde bu daha çelimsiz görünüyor. Lakin hücreli immünite, hümoral (salgısal) immünite farklı bambaşka parametreler var; elimizde olan tek şey, bu hastalık için şu aşamada hemen şimdi daimi bir bağışıklıktan söz edemeyeceğimiz. Elimizdeki tek koz, halen korunmak.”

“Havalandırılmayan kapalı alanlar en riskli bölgeler” 

Prof. Dr. Yavuz, bu süreçte en iyi seçeneğin riski muhtemel olduğunca eksilmek olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle noktaladı: “Riskinizi ne kadar azaltırsanız, tabii ama hiçbir süre sıfırlayamayız, çalışıyoruz, okula gidiyoruz, toplu nakliye kullanıyoruz vs. fakat maskemizi takarak, önce karşımızdakini koruyarak (maske takmak bir kaynak kontrolüdür gerçekte), mesafemizi koruyarak, hijyenimize dikkat ederek bunu sağlayabiliriz. Lütfen herkes şunu bilsin, bu rahatsızlık açısından en tehlikeli etraf, havalandırılmayan, topluluk ve maskesiz bulunulan ortamlardır. Yakınlarınız, akrabalarınız, arkadaşlarınızla deha, kapalı, havalandırılmayan ortamda maskesiz bulunmayın. Aşı bulunduktan sonradan daha dar edebiliriz şayet. Aslında fazla alıştırma var bu konuda ama derhal toplum bağışıklığından söz edemeyiz muhakkak; ki aslında yüzde 10’undan azı hastalığı geçirmiş görünüyor şu anda.”